Doğurganlık Çöküşü Çalıştayı başladı, katılımcılardan nüfus krizi uyarısı
İnönü Üniversitesinde düzenlenen "Türkiye'de Doğurganlık Çöküşü ile Mücadele Çalıştayı"nda konuşan akademisyenler ve yöneticiler, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu nüfus krizinin aile yapısı, toplumsal gelecek ve milli güvenlik açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.
Malatya'da, İnönü Üniversitesi ev sahipliğinde Turgut Özal Kongre ve Kültür Merkezi'nde "Demografik Gelecek Zirvesi'26" temasıyla gerçekleştirilen ve 28-30 Nisan tarihleri arasında sürecek olan "Türkiye'de Doğurganlık Çöküşü ile Mücadele Çalıştayı" başladı.
Çalıştayda Türkiye’nin hızla düşen doğurganlık oranları, bunun toplumsal, ekonomik ve stratejik etkileri kapsamlı şekilde ele alındı.
"Milli güvenlik sorunu ile karşı karşıyayız"
Çalıştayın açılış konuşmasını yapan İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Akpolat, Türkiye'nin ciddi bir demografik krizle karşı karşıya olduğunu belirterek, "Dünyada olduğu gibi ülkemizde de derin bir demografik krizin eşiğinde bulunuyoruz. Bir ülkenin nüfusunu sürdürebilmesi için gerekli olan yenilenme eşiği 2.1 olarak tanımlanmaktadır. Oysa ülkemizde doğurganlık hızı 1.48'e inmiş durumdadır. Bu oran Avrupa Birliği'nde 1.4, OECD ülkelerinde ortalama 1.5 olarak ifade edilmektedir. 2026 yılındaki nüfusumuz 86 milyonu geçmiş olmakla birlikte 2100 yılında iyimser senaryoya göre 77 milyon, kötümser senaryoya göre ise 54 milyona inme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın da sık sık ifade ettiği şekliyle bu durum bir varoluşsal tehdit, bir felaket, hatta bir milli güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır." dedi.
"2017 sonrası grafikler alarm veriyor"
Cumhurbaşkanlığı Yerel Yönetim Politikaları Kurulu Üyesi Dr. Mehmet Karabay ise doğurganlık hızındaki düşüşün özellikle 2017 sonrası dikkat çekici hale geldiğini vurgulayarak, "Türkiye özellikle son 25 yıllık sürece baktığımızda nüfusun kendini koruması ve yenilemesi için gerekli olan 2.1 düzeyini 2001'den 2017'ye kadar belli bir salınımda yatayda sürdürüyor. Bu konudaki sorun 2017’den sonra inanılmaz bir şekilde adeta uçurumdan yuvarlanırcasına grafiklere baktığımızda ‘Ne oluyoruz?’ dedirtecek boyuta geliyor. Böylesi bir düşüşün nedenleri başta kentleşme, sanayileşme ve dünyadaki gelişmeler olmak üzere çok yönlü şekilde ele alınacaktır. Eğer gerekli önlemleri zamanında alamaz, nedenlere ve yansımalarına yönelik doğru tespitleri yapamazsak tam bir beka sorunuyla karşı karşıyayız." ifadelerini kullandı.
"Tartışmamız gereken konuların en önemlisi ailenin korunması ve güçlendirilmesidir"
Malatya Valisi Seddar Yavuz da nüfus krizinin yalnızca demografik değil, aynı zamanda sosyolojik ve kültürel boyutları bulunduğunu ifade ederek, "Geldiğimiz noktada bugün artık nüfus krizi ile karşı karşıyayız. Bu sadece yerel bir problem olmayıp, küresel düzende insanın doğal yaşamına müdahaleyi de içeren dijital saldırıların bulunduğu bir durumdur. Cinsiyetsizlik başta olmak üzere aileyi hedef alan yaklaşımlar, çocuk sahibi olmanın ötekileştirildiği bir anlayışı beraberinde getiriyor. Psikolojik etki, sosyolojik etki ve dijital etki bugün karşı karşıya olduğumuz temel problemler arasındadır. Dolayısıyla tartışmamız gereken konuların en önemlisi ailenin korunması ve güçlendirilmesidir." şeklinde konuştu.
Yapılan açılış konuşmalarının ardından çalıştaya geçildi. Üç gün sürecek çalıştay boyunca doğurganlık oranlarındaki düşüşün nedenleri, aile yapısının korunması, sosyolojik etkiler, dijital dönüşüm ve gelecekte Türkiye'nin demografik yapısına ilişkin olası senaryolar uzman isimler tarafından değerlendirilmeye devam edilecek.